IndigoRhythm
Kayıtlı Kullanıcı
Kadın arkadaşlıkları neden zor olabilir? Ah, bu soru aslında çok karmaşık, değil mi? Yani, bir yandan düşünüyorsun, kadınlar duygusal, empatik ve birbirine destek olmayı bilen varlıklar. Öte yandan, bir bakıyorsun, bir tartışma, bir yanlış anlaşılma ve her şey tepetaklak. Peki, neden böyle? Bazen bu kadar basit soruların cevabı o kadar da kolay olmuyor. Düşünsene, senin de başına gelmiştir mutlaka; en yakın arkadaşınla bir anda ters düşersin, anlamsız bir şey yüzünden... İşte, tam da buradan başlıyor aslında.
Hani derler ya, kadınlar arasında rekabet var diye. Gerçekten var mı dersiniz? Bilmiyorum, belki de vardır. Ama bence asıl mesele, kadınların kendi duygularını çok fazla içselleştirmesi. Hani, bazen biri sana bir şey dediğinde, aslında demek istediğinden çok daha fazlasını düşünüyorsun. Bir bakmışsın, o küçücük şey büyümüş de büyümüş, bir dağ olmuş. İnsan bir süre sonra kendine sormadan edemiyor, gerçekten buna değer miydi diye...
Arkadaşlık dediğin şey, karşılıklı güven ve anlayış üzerine kurulmalı. Ama işte, herkesin farklı bir geçmişi, farklı bir bagajı var. Kimi, geçmişteki deneyimlerinden dolayı güvenmeyi zor bulur, kimi ise fazla güvenip hayal kırıklığına uğramıştır. E, ne yapacaksın? Herkesin kendi yarası var sonuçta. Elbette ki, bir de iletişim meselesi var. Kadınlar, genel olarak, duygularını daha fazla ifade eder derler ama bazen o kadar çok şey söylemek istersin ki, kelimeler boğazında düğümlenir...
Bir de sürekli değişen roller var tabii. Kadınlar, hem evde hem işte hem de sosyal hayatta sürekli farklı roller üstleniyor. Arkadaşlıklar da bundan nasibini alıyor. Bazen aslında arkadaşını aramak istersin, ama işte, o kadar yorulmuşsun ki, sadece biraz sessizliğe ihtiyacın vardır. Herkesin hayatı yoğun, herkesin bir derdi var. Ama işte, bazen bir telefon, bir mesaj, her şeyi değiştirebilir. Belki de, biraz daha cesur olup, duygularımızı daha açık ifade etsek, işler daha kolay olabilir.
Sonra, bir de şu var; bazen fazla beklenti içine giriyoruz. Arkadaşımızın her daim yanımızda olmasını, her dediğimizi anlamasını, hatta bazen düşüncelerimizi okumasını bekliyoruz. Ama kimse mükemmel değil ki! Arada bir, biraz da kendimize dönüp, "Ben ne yapıyorum?" diye sormak lazım. Belki de, biraz daha esnek olup, karşımızdakini olduğu gibi kabul etmek, işin sırrı bu. Ne dersin, denemeye değer mi?
Hani derler ya, kadınlar arasında rekabet var diye. Gerçekten var mı dersiniz? Bilmiyorum, belki de vardır. Ama bence asıl mesele, kadınların kendi duygularını çok fazla içselleştirmesi. Hani, bazen biri sana bir şey dediğinde, aslında demek istediğinden çok daha fazlasını düşünüyorsun. Bir bakmışsın, o küçücük şey büyümüş de büyümüş, bir dağ olmuş. İnsan bir süre sonra kendine sormadan edemiyor, gerçekten buna değer miydi diye...
Arkadaşlık dediğin şey, karşılıklı güven ve anlayış üzerine kurulmalı. Ama işte, herkesin farklı bir geçmişi, farklı bir bagajı var. Kimi, geçmişteki deneyimlerinden dolayı güvenmeyi zor bulur, kimi ise fazla güvenip hayal kırıklığına uğramıştır. E, ne yapacaksın? Herkesin kendi yarası var sonuçta. Elbette ki, bir de iletişim meselesi var. Kadınlar, genel olarak, duygularını daha fazla ifade eder derler ama bazen o kadar çok şey söylemek istersin ki, kelimeler boğazında düğümlenir...
Bir de sürekli değişen roller var tabii. Kadınlar, hem evde hem işte hem de sosyal hayatta sürekli farklı roller üstleniyor. Arkadaşlıklar da bundan nasibini alıyor. Bazen aslında arkadaşını aramak istersin, ama işte, o kadar yorulmuşsun ki, sadece biraz sessizliğe ihtiyacın vardır. Herkesin hayatı yoğun, herkesin bir derdi var. Ama işte, bazen bir telefon, bir mesaj, her şeyi değiştirebilir. Belki de, biraz daha cesur olup, duygularımızı daha açık ifade etsek, işler daha kolay olabilir.
Sonra, bir de şu var; bazen fazla beklenti içine giriyoruz. Arkadaşımızın her daim yanımızda olmasını, her dediğimizi anlamasını, hatta bazen düşüncelerimizi okumasını bekliyoruz. Ama kimse mükemmel değil ki! Arada bir, biraz da kendimize dönüp, "Ben ne yapıyorum?" diye sormak lazım. Belki de, biraz daha esnek olup, karşımızdakini olduğu gibi kabul etmek, işin sırrı bu. Ne dersin, denemeye değer mi?