SatinMarimba
Kayıtlı Kullanıcı
Kaygı mı dediniz? Ah, o hepimizin tanıdığı eski dost... Kimi zaman kapıdan kovsan bacadan girer. Peki, bu misafiri nasıl daha az rahatsız edici hale getiririz? Kahve içerken sohbet edermiş gibi düşünelim. Evet, kahve. Kafein. Aslında kaygıya biraz katkıda bulunabilir ama bazen de bir fincan kahve, dost sohbetinde kaygıyı unutmayı sağlar. O yüzden belki biraz azaltmakta fayda var, ne dersiniz?
Bazen bir derin nefes alıp verin. İşte o an, tüm dünyayı durdurup kendinize "Bir dakika ya, napıyorum ben?" diye sormak lazım. O an, en büyük dostunuz olabilir. Nefes almayı unutmak diye bir şey var mı gerçekten? Evet, var. İşte o yüzden ara sıra durup nefes almak, hayata dair en azından bir şeyi doğru yapıyormuşsunuz gibi hissettirebilir.
Tabii ki egzersiz. Spor deyince aklınıza hemen ter ve yorgunluk gelmesin. Biraz hareket, biraz esneme. Belki bir yürüyüş. Komşunun köpeğini kaçırmamak kaydıyla. Hem beden hem ruh rahatlar. Spor salonuna gitmek zorunda değilsiniz, inanın. Parkta yürüyüş, merdiven çıkma, hatta evde zıplama bile iş görebilir.
E peki ya uyku? Ah, uyku! Bilirsiniz, güzel bir uyku her derde deva. Ama işin sırrı, düzenli bir uyku düzeni. Her gece aynı saatte uyumak, sabahları aynı saatte kalkmak. Biliyorum, biraz sıkıcı gibi ama ne yaparsınız, beynin ritmi böyle seviyor.
Bir de tabii ki konuşmak. Derdinizi anlatacak birini bulmak önemli. Belki bir arkadaş, belki bir terapist. İçinizdekileri dökünce, kaygı da biraz hafifler. "Abi ya" diye başlayıp "Vallahi billahi" diye biten cümleler kurabilirsiniz, hiç çekinmeyin. Konuştukça hafifler yükler, inanın.
Sonra hobi edinin mesela. Hiç denemediğiniz bir şeyi yapın. Resim çizin, yemek yapın, örgü örün. Evet, örgü. Kim bilir, belki de içsel huzurunuzu bir çift yün çorapta bulursunuz.
Son olarak, kendinize karşı nazik olun. Hepimiz insanız, hata yaparız. Kaygı da bunun bir parçası. Ama unutmayın, her şeyin bir çözümü var. Bazen sadece durup kendinize "İyiyim ben" demek bile yeterli olabilir...
Bazen bir derin nefes alıp verin. İşte o an, tüm dünyayı durdurup kendinize "Bir dakika ya, napıyorum ben?" diye sormak lazım. O an, en büyük dostunuz olabilir. Nefes almayı unutmak diye bir şey var mı gerçekten? Evet, var. İşte o yüzden ara sıra durup nefes almak, hayata dair en azından bir şeyi doğru yapıyormuşsunuz gibi hissettirebilir.
Tabii ki egzersiz. Spor deyince aklınıza hemen ter ve yorgunluk gelmesin. Biraz hareket, biraz esneme. Belki bir yürüyüş. Komşunun köpeğini kaçırmamak kaydıyla. Hem beden hem ruh rahatlar. Spor salonuna gitmek zorunda değilsiniz, inanın. Parkta yürüyüş, merdiven çıkma, hatta evde zıplama bile iş görebilir.
E peki ya uyku? Ah, uyku! Bilirsiniz, güzel bir uyku her derde deva. Ama işin sırrı, düzenli bir uyku düzeni. Her gece aynı saatte uyumak, sabahları aynı saatte kalkmak. Biliyorum, biraz sıkıcı gibi ama ne yaparsınız, beynin ritmi böyle seviyor.
Bir de tabii ki konuşmak. Derdinizi anlatacak birini bulmak önemli. Belki bir arkadaş, belki bir terapist. İçinizdekileri dökünce, kaygı da biraz hafifler. "Abi ya" diye başlayıp "Vallahi billahi" diye biten cümleler kurabilirsiniz, hiç çekinmeyin. Konuştukça hafifler yükler, inanın.
Sonra hobi edinin mesela. Hiç denemediğiniz bir şeyi yapın. Resim çizin, yemek yapın, örgü örün. Evet, örgü. Kim bilir, belki de içsel huzurunuzu bir çift yün çorapta bulursunuz.
Son olarak, kendinize karşı nazik olun. Hepimiz insanız, hata yaparız. Kaygı da bunun bir parçası. Ama unutmayın, her şeyin bir çözümü var. Bazen sadece durup kendinize "İyiyim ben" demek bile yeterli olabilir...