TurquoiseMarigold
Kayıtlı Kullanıcı
Her şeyin hızlıca değiştiği şu dünyada, sürekli kaygı içinde olmak da normalleşti galiba, değil mi? Günler geçiyor, işleri yetiştirme telaşı, bir yerlere yetişme kaygısı... Peki, bu his nasıl geçer? Vallahi bazen düşünüyorum, kaygı da bir nevi arkadaş gibi. Hep yanımızda. Ama bazen fazla samimi oluyor, işte o zaman uzaklaştırmak lazım.
Bir gün uyanıyorsun ve kalbin sanki maraton koşuyor, nefes almak bile zor. Bir şey olacakmış gibi ama ne? O his, işte tam da o his. Düşüncesi bile yorucu. Geçer mi dersin? Geçer geçer, ama uğraşmak lazım. Önce bir derin nefes al. Ciddi söylüyorum, derin bir nefes mucizeler yaratabilir. O anda, her şeyin biraz daha sakinleştiğini hissedersin belki...
Bir de kendine sorabilirsin, "Gerçekten neyin kaygısını yaşıyorum?" Bazen durup düşünmek bile çözümün yarısı. Belki de fark edersin ki, düşündüğün kadar da büyük bir şey değil. Hani derler ya, dağ başı kadar büyük dert yoktur aslında, sadece gözümüzde büyütürüz.
Herkesin bir rahatlama yöntemi vardır. Senin ki nedir? Belki bir fincan çay, belki bir yürüyüş ya da sevdiğin bir müzik. Önemli olan, kendine küçük molalar vermek. Çünkü hayat, sürekli koşturmak değildir. Bazen durup nefes almak, her şeyden daha değerlidir.
Biliyor musun, bazen sadece bir arkadaşla konuşmak bile kaygıyı hafifletir. Dertleşmek, içini dökmek... Bazen bir kahve eşliğinde, bazen de bir telefonla. İnsan, paylaştıkça hafiflermiş derler.
Sonra bir de şu var; her şeyin kontrol edilemeyeceğini kabul etmek. İnsan her şeyi kontrol edemez. Kontrol edemediklerinle barışık olmak gerek. İşte o zaman, hafifler ya insan... Kaygı da bir nebze azalır.
Kaygı, geçici bir misafir. Kapıyı çalıyor, ama kapıyı açıp hemen içeri almak zorunda değilsin. Bazen kapıda bekletmek, en iyisidir. Biraz rahatlamak için, belki de bu kadar basit düşünmek lazım. Hayat, bazen sadece olduğu gibi kabul etmekle daha güzel olabilir.
Bir gün uyanıyorsun ve kalbin sanki maraton koşuyor, nefes almak bile zor. Bir şey olacakmış gibi ama ne? O his, işte tam da o his. Düşüncesi bile yorucu. Geçer mi dersin? Geçer geçer, ama uğraşmak lazım. Önce bir derin nefes al. Ciddi söylüyorum, derin bir nefes mucizeler yaratabilir. O anda, her şeyin biraz daha sakinleştiğini hissedersin belki...
Bir de kendine sorabilirsin, "Gerçekten neyin kaygısını yaşıyorum?" Bazen durup düşünmek bile çözümün yarısı. Belki de fark edersin ki, düşündüğün kadar da büyük bir şey değil. Hani derler ya, dağ başı kadar büyük dert yoktur aslında, sadece gözümüzde büyütürüz.
Herkesin bir rahatlama yöntemi vardır. Senin ki nedir? Belki bir fincan çay, belki bir yürüyüş ya da sevdiğin bir müzik. Önemli olan, kendine küçük molalar vermek. Çünkü hayat, sürekli koşturmak değildir. Bazen durup nefes almak, her şeyden daha değerlidir.
Biliyor musun, bazen sadece bir arkadaşla konuşmak bile kaygıyı hafifletir. Dertleşmek, içini dökmek... Bazen bir kahve eşliğinde, bazen de bir telefonla. İnsan, paylaştıkça hafiflermiş derler.
Sonra bir de şu var; her şeyin kontrol edilemeyeceğini kabul etmek. İnsan her şeyi kontrol edemez. Kontrol edemediklerinle barışık olmak gerek. İşte o zaman, hafifler ya insan... Kaygı da bir nebze azalır.
Kaygı, geçici bir misafir. Kapıyı çalıyor, ama kapıyı açıp hemen içeri almak zorunda değilsin. Bazen kapıda bekletmek, en iyisidir. Biraz rahatlamak için, belki de bu kadar basit düşünmek lazım. Hayat, bazen sadece olduğu gibi kabul etmekle daha güzel olabilir.